Hipertansiyonda yeni açılımlar

Hipertansiyonun nedenine yönelik yapılan son çalışmalar yeni ilaçların geliştirilmesini sağlayarak en doğru tedaviyi kullanma imkânı verecek.


Başta kalp damar hastalıkları, beyin kanamaları ve inmeler gibi pek çok ciddi sağlık sorununa yol açan hipertansiyonunun nedeni hâlâ tam olarak çözülmüş değil. Ancak son yıllarda beyin kimyasallarının, yani beyinden salgılanan dopamin, serotonin gibi maddelerin hipertansiyon üzerinde etkisi olduğu üzerinde duruluyor.

Hipertansiyon ve Ateroskleroz Derneği’nin Avrupa Hipertansiyon Derneği ile Çeşme’de ortaklaşa düzenlediği 5. Akdeniz Hipertansiyon ve Ateroskleroz Kongresi’nde hipertansiyonun nedenini ortaya çıkarmaya yönelik gelişmeler de tartışıldı. Kongrede “Hipertansiyonda nöral ve nöral olmayan mekanizmalar” konulu bir sunum yapan Hipertansiyon ve Ateroskleroz Derneği Başkanı, Avrupa Hipertansiyon Derneği Başkan yardımcısı Prof. Dr. Serap Erdine, sorularımızı yanıtladı.

Hipertansiyonun önemi nedir?

Yüksek tansiyon kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor. Sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de yüzde 20’lere varan sıklıkta yüksek tansiyona rastlanıyor. Hastalar arasında hipertansiyon sorununun bilincinde olup düzenli ilaç kullananların oranı sadece üçte bir. Tansiyonu kontrol altında olan hipertansif hastaların oranı ise ülkelere göre değişmekle beraber yüzde 3- 30 oranında.

Hipertansiyonun nedenine yönelik araştırmalar neden önem kazandı?

Hipertansiyonun yüzde 90 - 95’inde esas neden bilinmiyor. Hipertansiyonun 100 yıl önce ilk ortaya atıldığı günlerde doğrudan doğruya böbrek kökenli olduğu düşünülüyordu. Vücudun, böbreklerin fazla su ve tuz tutmasına bağlı olarak geliştiği kabul ediliyordu. Başlangıçta belirti vermediği için ileri dönemde ortaya çıkan bir böbrek hastalığıyla saptanabiliyordu ilk yıllarda. Halbuki zaman içinde tansiyon ölçüm cihazları ve ABD’de 1950’lerde yapılan çalışmalarla kan basıncı ölçümünün daha da yaygınlaşmasıyla giderek sebebine yönelik ilaçlar çıkmaya başladı.
ABD’de başkanı Roosvelt’in bir hipertansif kriz sonrası ölmesinin ardından da dikkatler biraz daha hipertansiyon üzerine yoğunlaştı. Özellikle “malin hipertansiyon” dediğimiz çok yüksek düzeydeki (200, 230’ların üzerinde) hipertansiyona dikkatler çevrildi.

Peki günümüzde hipertansiyonun sebebiyle ilgili bilgilerde neler değişti?

Bugün için hipertansiyonun esas sebebi hâlâ bilinmiyor. Multifaktöriyel dediğimiz tek bir sebebe bağlı değil, çok fazla neden rol oynamakta. Bu nedenlerin başında böbreklerle vücutta fazla su ve tuz tutulması gibi mekanizmalar rol oynuyor. Ama onun yanı sıra doğrudan doğruya kişinin beyninde vermiş olduğu cevaplar veya sempatik sinir sistemi aktivitesi dediğimiz aşırı gerginliğe verilen cevaplar da önemli.

Örneğin aynı stresi yaşayan iki kişinden biri çok yoğun yaşarken diğeri yaşamıyor. Birinde tansiyon yüksekliği çıkıyor, diğerinde çıkmıyor tabii kalıtım da son derece önemli. Ailesinde hipertansiyon olan kişilerde çok görülüyor. Bu nedenle çocukluk çağındaki beslenme çok önemli. Düşük doğum tartılı olarak dünyaya gelen bebeklerde de ileride hipertansiyon ortaya çıkabiliyor.

Bunun da sebebi, bu bebeklerin damar duvarındaki yapısal değişikliklerin daha tamamlanmadan doğması. Bu nedenle çok sayıda çalışma ve araştırma, hipertansiyonun sebebine yönelik tedaviyi bulma amacında. Çünkü hâlâ çeşitli mekanizmaları hedefleyen ilaç tedavisini yapıyoruz.

Son araştırmalar hipertansiyonun beyin hücreleriyle nasıl bir ilişkisi olduğunu gösteriyor?

Hipertansiyon kalp ve damar hastalıklarını, beyin ve böbrek hastalıklarını daha doğrusu pek çok organı ilgilendiren bir vücut hastalığı. Ama önce damarlarda mı başlıyor yoksa beyindeki mekanizmalara bağlı olarak ortaya çıkıp diğer damarlardaki sorunlar mı ortaya çıkıyor bilinmiyor. Bu tam bir yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar durumuna benziyor.
Beyin kimyasalları yani doğrudan doğruya beyinden salgılanan dopamin, serotonin gibi maddelerin etkisi olduğu söyleniyor. Bu maddelerin beyindeki uyarılar sonrası sinir hücrelerinden salındığı ve bu maddelerin hepsinin kan basıncı üzerinde etkileri var.

Peki bu yeni yaklaşımlar neler getirir ya da neleri değiştirir?

Tabii ki mekanizmaların çok daha net bir şekilde ortaya konulması keşfedilecek ya da bulunacak ilaç grupları konusunda bir ufuk açacak. Günümüzde bazı hastalar ilaçlara güzel cevap veriyor ve kan basıncı düşüyor. Bazı hastalarda ise kan basıncı aynı ilaçla düşmüyor. Genetik olarak “Biz hangi ilaca cevap verebiliriz?”in yanıtı aranıyor. Eğer farmakogenomik araştırmalarla bu bulunabilirse o zaman en doğru tedaviyi seçebilmiş olacağız.

Bu mekanizmaların çözülmesi ileride özellikle hangi hastalara yarar sağlar?

Kan basıncı gün boyu oynamalar gösteren hastalar için bir açılım olabilir. Çünkü bazı kişilerin hipertansiyona cevabı farklıdır, obez hastalar için bir açılım olabilir. Aslında bütün hipertansif hastalar için bir açılım olabilir.

28.04.2008 Milliyet Ayşegül Aydoğan Atakan