Yedikule, İstanbul’u çepeçevre kuşatan, Bizans döneminde inşa edilmiş 5 bin 632 metre uzunluğundaki kara surlarının Marmara Denizi kıyısındaki surlarla birleştiği yerdedir. Surların hemen içinde, seferden dönen İmparator’un, ordu ve devlet erkanı eşliğinde şehre girdiği Porta Aurea (Altın Kapı) vardır. Altın Kapı, tahminen 390 senesinde, İmparator I. Theodosius döneminde; surların bir kısmı ve bugünkü Yedikule’yi oluşturan kulelerden dördü ise II. Theodosius zamanında inşa edilmiştir. 6 Kasım 447’deki güçlü depremde yıkılan surlar, şehir, o dönemde Hun Kralı Attila’nın işgal tehdidi altında olduğundan, büyük bir süratle ve eskisinden çok daha sağlam olarak yeniden inşa edilmiştir.

1453’de Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden birkaç yıl sonra Bizans döneminde inşa edilmiş dört kuleye üç yenisi daha eklenerek beşgen şeklinde, yedi kuleli, Bizans ve Osmanlı karışımı bir kale oluşturulmuştur. Hisar, adını işte bu yedi kuleden alır.
Osmanlı hanedanı boyunca, bu kuleler farklı işlevler için kullanılmıştır. Kulelerden birinde Osmanlı Devleti’nin ilk hazinesi (Hazine-i Hümayun) korunmaktaydı. Kanuni Sultan Süleyman döneminin Başveziri İbrahim Paşa’nın Avusturya Elçisi’ne, ‘O kule altınla dolu,’ dediği rivayet edilir. ‘Hazine Kulesi’ denen bu kulenin tepesinde bulunan köşk, 1748’deki büyük İstanbul yangınında tamamen yanmış, 1775’de yeniden yaptırılmıştır.

Sultan III. Murad zamanında, 16. yüzyıl sonunda, hazinenin saraya nakledilmesiyle Yedikule, bazı önemli mahkumların tutulduğu bir hapishane olarak işlevini sürdürdü. Esasen, fetihten hemen sonra, bugün de Kitabeler (Zindan) Kulesi denen yerde soylu esirler, vezirler, elçiler ve devlet görevlileri hapsedilmekteydi; hatta ta Fatih zamanında, Başvezir Mahmut Paşa’nın idam edilmeden önce on sekiz gün Yedikule’de hapis tutulduğu bilinmektedir.

Abbasi Halifesi el-Mütevekkil, Kırım Hanı Mengli Giray’ın oğlu Mehmed Giray, Trabzon Rum İmparatoru David Kommenos ve oğulları, Fransız Büyükelçisi Ruffin, Yedikule’de hapis tutulan önemli kişilerden bazılarıdır. Öldürülenlerin kellelerinin Marmara Denizi’ne atılıvermesindeki kolaylık, yani konumu nedeniyle bu zindanların tercih edildiği söylenir.
Şüphesiz, Yedikule Zindanları’nda işlenen cinayetlerin en hazin ve unutulmaz olanı, 1622’de, Sultan II. Osman’ın (Genç Osman) öldürülmesidir. Başvezir, Yeniçeri Ağası ve bölük ağalarının Yedikule’de kementle boğduğu genç Sultan’ın ardından İstanbul kahvehanelerinde senelerce ağıtlar yakıldı, destanlar okundu.

1768 yılında bir büyük depremde harap olana kadar Zindan Kulesi’ne hapsedilen mahkumlar, bu tarihten sonra padişahın özel izniyle kale içindeki evlerde tutulmaya başlandı. Giriş kısmındaki listede burada yatanların adları, neden burada bulundukları ve akıbetlerini yazmaktadır.

Yedikule, Abdülmecid döneminde, 1851 yılında, saraydaki aslanların buraya nakledilmesiyle birlikte, bir süre hayvanat bahçesi olmuş, 1871’de Kız Sanat Evi, 1874'de Fişekhane, ardından süvarilerin hayvanlarının ot ve arpa ambarı olarak kullanmıştır. 1883'te sebze bahçesi yapılmak üzere Bektaşi dervişlerinden Mersul Baba’ya, birkaç yıl sonra ise Bahçıvan Cemil Bey'e verilmiştir. 1876’da, I. Meşrutiyet döneminde tekrar hapishaneye dönüştürülmesi düşünülmüşse de daha sonra bundan vazgeçilmiştir. 1895 yılında Müzeler Umumi Müdürlüğü’ne verilen Yedikule Hisarı, 1968 yılında İstanbul Hisarlar Müzesi Müdürlüğü'ne bağlanmıştır.

Ancak Yedikule’nin geçirdiği onca deprem, yıkım, yangın ve kulelerde yaşanan onlarca hazin olay bu tarihten sonra da son bulmadı. Son bulmak ne kelime, 2004 senesinde, İstanbul 1. Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, ‘özgün dokusuna zarar verilmemesi’ koşuluyla ve ‘kısa süreliğine’ özel kişi veya kurumlara kiralanabileceğine karar verdiğinde, Yedikule’nin tüm tarihindeki en hazin dönem başladı. Bu karara dayanılarak, Yedikule Hisarı otuz seneliğine kiraya verildi. İlk olarak, İstanbul’da yapılan Eurovision Yarışması’nın ardından bir ‘after show party’ düzenlendi Yedikule’de. Hisar’ın içindeki asırlık sedir ve akasya ağaçları, dans pistinin genişletilmesi için kesildi. Zemindeki özgün taşlar söküldü, yerlere mıcır döküldü. Böylece, ideal bir parti ve konser mekanı elde edilmişti: Yazları konserler düzenlecek, partiler yapılacaktı burada. Dans edilecekti.

Bu gelişmeler üzerine, Temmuz 2004’de Şehriİstanbul Derneği harekete geçti. İstanbul İdare Mahkemesi’nde, Yedikule Hisarı’nın kiraya verilmesine dair sözleşmenin iptali istemiyle dava açıldı. Dava sonuçlanana kadar Yedikule’nin bir parti ve konser mekanı olarak kullanılması engellenemedi ama nihayet Ekim 2006’da mahkeme, Şehriİstanbul Derneği’ne hak verdi; kiralayan şirketin sözleşmesi iptal edildi. Constantinople’ın Altın Kapısı, Yedikule’nin güngörmüş kuleleri, kentin kıyısında, o günlerin ihtişamından bir parçayı bugüne taşıyor. Ürpererek zindanları gezmek, Bizans’a ve Osmanlı’ya yakın olmak isteyenler için…









Not:Alıntıdır