Bir hukukçunun oglu olan Nicolo Machiavelli,3 mayıs 1469'da Floransa'da dünyaya geldi.gençligi bilinmemektedir. 29 yaşında floransa cumhuriyeti şansölyelik ikinci sekreteri olmuş ve bu ünvanla,ondört yıl boyunca Fransa ve Almanyada İtalyan devletleri adına diplomatik görevler yürütmüştür.

1512'de yönetimi ele geçiren mediciler'e komplo kurmakla suçlanarak hapse mahkum edildi ve işkence gördü.10.Leon'un başa geçmesiyle özgürlügünü kazanmışsa da artık gözden düşmüştür.floransanın yakınlarında san casciano'daki mütavazi evinde,güç şartlarda sekiz sene geçirir;yoksulluk içinde beş çocugunu burada büyütür ve eserlerinin çogunuda yine burada yazar.nihayet tekrar itibar görerek diplomatik memuriyetlere verilir ve floransa'nın tarih yazarı olarak atanır.fakat,medicilerin devrilmesiyle birlikte talihide döner.galip gelen taraf olan cumhuriyetçilerin kendisini şüpheyle karşılamaları üzerine görevinden alınır ve böylece kendisi için unutuluşun ve neredeyse sefaletin içine düştügü kısacık dönem başlar.22 haziran 1527'de ölür.

Nicolo di Bernardo Machiavelli Üzerine

Makyavelizm, hiç kuşkusuz bir soyutlama ve bütün soyutlamalarda olduğu gibi ayrıntıyı atlama eğilimi taşıyor. "Makyavelizm" soyutlamasına ilhamını veren Machiavelli ise bir insan. Elbette, istenirse somut Machiavelli de soyut bir insan haline gelebilir ve konuşulabilir. Mümkündür ama doğrusu somut Machiavelli'de ısrar etmektir. Lucien Febvre'nin dediği gibi soyut insanla tarihçi hiç karşılaşmaz.

Somut Machiavelli'nin özelliği ne? İlk göze çarpanı bir Rönesans insanı olması. Machiavelli 1469'da doğmuş, 1527 yılında ölmüş. Yani hem bir Rönesans insanı hem de bu çağın bir öncüsü.Evet, "toplumsal düzenin içinde arayalım, orada buluruz. Zamanın toplumuna bakalım, o zaman anlarız." Öyleyse Machiavelli'yi anlamak için yaşadığı zamana dönmemiz gerekiyor. Ancak burada bir 16. yüzyıl tablosu çizecek değiliz; bu sorunumuzu bir tarihçiyi yeniden yardıma çağırarak çözeceğiz:

"Neden onaltıncı yüzyıl? Çünkü dünya tersine dönmeye başlamıştır. Birbirine bağlı iki büyük dönüşüm ve başkalaşım bu döneme damgasını vurmuştur: burjuvazinin yükselmesi ve kapitalizmin kendini kanıtlaması. Oluşmakta ve kendi düzenini her şeye dayatmakta olan bu iki bizatihilik, Eski Dünya'yi, yani bir bakıma Doğu'yu yoketmektedir. Nasıl mı? Doğu'dan gelen din olan hıristiyanlık, reformla batılılaşmakta; Doğu'nün sanat ve edebiyat anlayışının devamı olan antik sanat ve edebiyat Rönesans'la aşılmakta; Doğu'dan ilk kopuşu simgeleyen feodalite bile kapitalizmle başka bir aleme doğru değiştirilmekte ve asıl önemlisi, Batı insanı kendini yerellikten kurtararak, dünyaya açılmaktadır, yani bilimi keşfetmekte, bilimi kurmakta, bilimi oluşturmaktadır. Bu yepyeni bir olaydır,çünkü Doğu'da bilim olmamıştır. Rönesans işte bütün bunların bileşkesi olarak, tam bu dönüşüm ve başkalaşım mayalanmasının göbeğine oturmaktadır Doğu'dan kopuş."

Peki ne diyor bu dünyanın bir bireyi olan Machiavelli: "devlet gücünü dinden değil ulustan, törebilimden değil pratikten almalıdır". Pek güzel diyor. Ve bundan etkilenmek için illa bir "siyaset felsefecisi" ya da bir "siyaset bilimcisi" olmak gerekmiyor. Saptanması gereken ilk şey şudur; Machiavelli ile birlikte dönemi de teoriler dünyasından olgular dünyasına geçiyor.

Machiavelli bir dünyevileştiricidir: bunları söylerken hem ortaçağı, hem de onun, üzerinde duruyormuş Dolayısıyla düşünürümüzün devlete "insan gözüyle" bakması ve teolojinin yerine akılla deneyi koyması da kaçınılmaz oluyor. Peki ama nedir bu insan gözü? Nasıl oluyor da başkalarının, ilahi bir gücün etkisini gördüğü yerde, dünyevi bir güç görebiliyor.

İşte size Machiavelli dolayısıyla sorulabilecek gerçek bir soru. Burası somut Machiavelli'in bir soyutlama adına, insan adına konuşmaya başladığı yerin ta kendisidir. Makyavel ve çağdaşları bir soyutlama olan tanrıyı gökten yere indirirken, bir başka yönde kendi soyut tanrısını kuruyor. Bu tanrı, bundan böyle felsefeye, sanata, siyasete damgasını vuracak olan soyut insandır. Böylece kurgu tersine döner; bütün insanlar tanrının iradesinin bir tezahürü olarak gerçekleşirken, birdenbire dünün bütün insanlar Machiavelli döneminin insanlarını gerçekleştirmek üzere yaşamış gibi görünür. Adeta, bugünün tarihi dünün tarihinin amacıdır.

Bu karmaşık durumun yalın hali şudur; dünün tanrı adına konuşan egemenlerinin yerini bugün insan adına konuşan yeni egemenler devralmaktadır. Alır da. Başlangıçta devrimci bir mücadeledir bu, Yeni sınıf ve elbette Machiavelli tanrıya ve onda kişileşmiş olan feodal yapılara karşı mücadele etmektedir ve o "devlet ve yönetimi insani bir iştir" derken yeniyi dillendirmektedir.

Peki niye bugün Machiavelli'den geriye korkunç bir pragmatizm kaldı. Niye bugünün egemen düşüncesi Machiavelli'den "amaç için her yol mubahtır" ana fikrini çıkarıyor. Aslında bunun cevabı da oldukça basit. Machiavelli'in devrimci sınıfı, bugünün tutucu sınıfı haline gelmiştir de ondan. Düne somut Machiavelli-denk düşüyordu, bugüne ise Machiavelli soyutlaması, yani makyavelizm.

Dolayısıyla somut Machiavelli devrimci kalmaya devam ediyor ve onu somutluğu içinde algılamak tutucuların işi değil. Bu mirasın gerçek sahibi olan devrimcilere ise soyutlamalara inanmak değil "tarihin kendisinde bulup, göstermek" düşüyor.

Goethe, bilimler tarihini çeşitli ulusların seslerinin sırasıyla çıktığı bir füge benzetir. Bizde bilinen adıyla "Hükümdar", gerçek adıyla Prens, bu fügdeki İtalyan sesidir. Üstelik oldukça köklü ve önemli bir ses.

Hâlâ ayak seslerin duyulur Machiavelli
San Kayano'nun ıssız yollarında...
Hava fırın gibi, gök alev alev,
Toprak çorak, çabaların boşuna...
Sapan tutmaktan yorgun ellerinle
Alnını yumrukluyordun geceleri...
Ümitsizdin, ne ...aşinan vardı, ne arkadaşın.
Sefaletin rezil kızı aylaklık,
Kanını içiyordu kalbinin avuç avuç.
Kimim ben diyordun, bir taş verin de
Bir taş veya kaya... yuvarlayayım.
Bıktım bu mezar sükûnetinden
Ve kollarım çalışmamaktan yorgun.

Alfred de Musset